⛳ Okuma Yazmanın Önemini Anlatan Yazı
Okuma yazma bilmediği için ilk hikayesini resim çizerek anlatan Ceylin, o dönemde dinlediği her hikayeden farklı bir masal oluşturdu. Bu tutkusu ilerleyen yaşıyla birlikte artan minik Ceylin'in okuma yazma öğrendikten sonra ilk işi kendi hikaye kitabını yazmak oldu. Ailesinin ve öğretmeninin desteği ile yıllarca hayalini
1-Yalın’a Giriş ve Yardımcı Yayınlar: Bu kategorideki kitaplar Yalın’a hem başlamadan önce hem de yolun çok başında olanlar için okunması gereken kitapları listeliyor. Yalın’ın detaylarına girmeden önce hem temelleri öğrenip hem de sıkılmadan okunabileceğini düşündüğüm 6 tane kitap mevcut.
Gelecek bilimci Alvin Toffler “geleceğin cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, bilgiye nasıl erişileceğini bilmeyenler olacak” derken esasen bilgi okuryazarlığının önemini vurguluyor.
Tuzla Belediyesi Yaşlılar Merkezinde okuma yazma öğretildiğini öğrendiğinde hemen derslere başlayan Ayşe Başoğlu, 71 yaşında, 3 ayda okuma yazmayı öğrendi. Bununla da yetinmeyen
İnsanlaryazının önemini her dönemde kabul etmişler ve ondan, doğru ve güzel yazarak yararlanmaya çalışmışlardır. Hepimizin bir tablo olabilecek kadar güzel yazı yazması elbette beklenemez. Ama yazı yazmanın da bir sanat olduğunu, tablo olabilecek nitelikte güzel yazılar yazıldığını da unutmayalım.
Risalei Nur Enstitüsü Yayınları, İstanbul 2003, 174 sayfa. ISBN 975-94179-5-2. Yazı yazmak, düşündüklerimizi yazarak düzgün bir şekilde ifade etmek, belli bir eğitim sürecini ve bilgi birikimini gerektirmektedir. Hele hele, yazılacak yazı belgeye dayalı bilimsel nitelikte bir yazı ise, üst düzeyde araştırma yapma, yazı
Elle yazmak için ince motor becerileri ve duyularınızı kontrol etmeniz gerekiyor. Beyni mümkün olduğunca öğrenme moduna sokmak çok önemli. Deneme yazarken klavyeyi kullansam da ders esnasında not alırken elle yazı yazmayı tercih ediyorum. Elle yazı yazmak diğer pek çok aktivitede olduğu gibi beynimizi aktifleştiriyor.
vBCvx. Kompozisyon Yazma Kuralları Nelerdir? Tarih 18 Aralık 2015 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 22 Yorum var. Güzel ve etkili bir kompozisyon yazmak istiyorsunuz ve bunu kurallarına uygun, görüntüsü ve içeriği itibariyle en kusursuz şekilde ortaya koyma çabası içindesiniz. Bir kompozisyonda uyulması gereken altın kuralları öğrenmek ve gerek sınavlardaki kompozisyon sorularından yüksek puan almanın, gerekse de kendinizi yazılı olarak güzel bir şekilde ifade etmenin yollarını arıyorsanız, doğru yere geldiniz. Bir kompozisyon, genel olarak iki yönüyle değerlendirilir Bunlardan biri “biçim” görünüş özellikleri, diğeri ise “içerik” anlam boyutu olarak söylenebilir. Bunun için iyi bir kompozisyonun taşıması gereken altın özellikleri, iki başlık altında sizlere sunmak istiyorum Biçim / Görünüş Özellikleri 1 Kompozisyon, kesinlikle düz, beyaz ve çizgisiz bir A4 kağıda yazılmalıdır. Eğer düz yazma konusunda sorun yaşıyorsanız altına çizgili kağıt koyabilirsiniz; fakat bunun iz bırakmadığından emin olmalısınız. 2 Kullanacağınız kağıdın sol yanından 4 cm, sağ yanından 1,5 cm; üst tarafından 4 cm ve alt kısmından 3 cm kenar boşluğu bırakmalısınız. Bu boşlukları bırakmanızın mantıklı bir gerekçesi vardır. Kompozisyon kağıdınızın dosyalanması veya herhangi bir kenarına not alınması gerektiğinde kenarlarında yeterli boşluk olmalıdır. Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın! Tarih 23 Aralık 2011 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 48 Yorum var. Belli bir konudaki duygu ve düşüncelerimizi, düzenli ve anlamlı bir bütün hâlinde farklı türlerde ifade ettiğimiz ifade şekline “kompozisyon” denilmektedir. Türk Dil Kurumu kompozisyonu, “1. Ayrı ayrı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturma biçimi ve işi; 2. Öğrencilere duygu ve düşüncelerini etkili ve düzgün bir biçimde anlatmaları için yaptırılan yazılı veya sözlü çalışma, tahrir, kitabet.” olarak açıklamaktadır. Aşağıdaki başlıklara dokunarak, kompozisyonun tanımı ve özellikleri üzerine ayrıntılı bilgiler edinebilir; yüzlerce kompozisyon konusunu görebilir; kompozisyonda plan yapma ve örnekleri üzerindeki çalışmaları inceleyebilir ve kompozisyonun anlatım biçimlerini görebilirsiniz. Kompozisyon Nedir? Kompozisyon Yazmanın İncelikleri Kompozisyon Nasıl Yazılır? Kompozisyon Planı Hikaye Planı – Metin İnceleme Örneği Kompozisyonda Paragraf Planı Kompozisyonda Konu Kompozisyon Konuları Kompozisyon Başlığı Kompozisyonda Bilgi Birikimi Kompozisyon Yazmanın Kuralları Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın! Kompozisyonda Konu Tarih 23 Aralık 2011 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 1 Yorum var. Konu Eski dilde “mevzu” denilen konu, kendisinden bahsolunan, kararlaştırılmış şey” demektir. Her yapının bir temeli, her fikrin bir dayanağı varsa, her yazının da mutlaka bir konusu vardır. Başıboş, ne anlatmak istediği belli olmayan, konusuz yazı olmaz. Yazı yazmaya karar veren kişi için her varlık, her olay, her düşünce, her mesele, velhâsıl her şey bir kompozisyon konusu olabilir. Konu, ortaya konulan, kendisinden bahsedilen, kararlaştırılan şey demektir. Konu bir edebi eser veya yazının genel çerçevesi demektir. Bu genel çerçeveye her sanatçı ayrı açıdan bakar. Sözgelişi baharın çiçekleri, yağmurları, meyveleri ve getirdiği hastalıklar etrafında yazılmış dört yazı düşünürsek, bunların hepsinin konusu bahardır. Bu ifadelerden anlaşılacağı gibi konu; üzerinde yazı yazmaya, konuşmaya, düşünmeye, eser vermeye yarayan kavram veya maddedir. Bu durumda yazmaya değer her şey bir kompozisyon konusu olabilir. Yüzlerce örnek kompozisyon konularını görmek için aşağıdaki bağlantıları kullanabilirsiniz Kompozisyon Konuları / 1. Sayfa Kompozisyon Konuları / 2. Sayfa Kompozisyon Konuları / 3. Sayfa a Konunun ana düşüncesi Konuyu meydana getiren varlık, olay, düşünce veya meseledir. Konunun kavranmasında temel ölçülerin başında konunun ana düşüncesi gelir. Konunun ana düşüncesi demek konunun özü demektir. Konunun maddesi anlaşılmadan yazılan kompozisyonlarda konu anlaşılmamış demektir. Dolayısıyla yazılanlar da bu konu dışında kalırlar. Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın! Kompozisyon Konuları / 3. Sayfa Tarih 23 Aralık 2011 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 15 Yorum var. GENEL – Alaaddin’in Lambası’ndan çıkan cin sizi paraya boğacak. Ama karşısında öyle bir şey istedi ki siz reddettiniz. Sizden ne istemiş olabilir yahut neyi feda etmezdiniz? Hayal gücünüz,heyecanınız… – Size bir şans verilse ve isteğinizin yerine getirileceği vaat edilse tabiattaki hangi varlığın yerini almak isterdiniz, niçin? – Bir renk olmanız istenseydi hangi rengi tercih ederdiniz,niçin? – Sizi üzen, kendinizce sorun olarak gördüğünüz bunlar olmasaydı daha başarılı, daha mutlu olurdum dediğiniz olayları anlatan bir yazı yazınız. – Elinizde bir yetki olsaydı, insanların mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşaması için neler yapardınız? – Yeni yıldan beklentilerinizi ve isteklerinizi anlatan bir fikir yazısı yazınız. – “Ben hep bunları hayal ediyorum.” konulu bir kompozisyon yazınız. – “İstediğinizi alma gücünüz olsaydı ne almak isterdiniz?” konulu bir kompozisyon yazınız. – Hep anlatmak istediğiniz fakat anlatmaya fırsat bulmadığınız bir düşüncenizi kompozisyon kurallarına uygun bir şekilde yazınız. – Bir öğretmenin olsanız öğretmenlerinizden farklı neler yapardınız ve nasıl bir öğretmen olurdunuz – Sizce öğretmen ve öğrenci ilişkileri nasıl olmalıdır? – Arzuladığımız bir topluma kavuşmada bize düşen görevlerin neler olduğu ile ilgili düşüncelerinizi kompozisyon kuralları içinde anlatınız. – Gülmenin ve tebessümün insan ilişkilerindeki yerini anlatan bir kompozisyon yazınız. – Kardeşlik ve barışın dünyaya yayılması için neler yapılmalıdır? – Düşüncelerinizi bir kompozisyon şeklinde anlatınız. – Hayal etme konusunda düşüncelerinizi yazınız. – ” Düşündüklerinizi söylemek iyidir. Söylediklerinizi düşündükten sonra söylemek daha iyidir.” sözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – “Yalnızlık tek ağaçlı bahçe…” sözünden hareketle yalnızlığın size çağrıştırdığı düşünceleri yazınız. – Yaşadığınız ya da tanık olduğunuz ilginç bir olayı kompozisyon kurallarına göre anlatınız. – Nasıl bir doğada ve sosyal çevrede yaşamak istediğinizi anlatan bir kompozisyon yazınız. – 21. yüzyılda gelecekte hayalinizdeki Türkiye’yi anlatan bir kompozisyon yazınız. – Bir millet için dil neden önemlidir? – Gördüğünüz bir rüyayı düzgün bir şekilde, oynadığınız oyunu anlatır gibi anlatınız. – Ülkemize yararlı birer insan olmak için neler yapmalıyız konulu kısa bir kompozisyon yazınız. -Kış mevsiminin sizde uyandırdığı duygular hakkında kurallı bir kompozisyon yazınız. – Ayrılıkların ve hasretin yaşantımızdaki yerini anlatan bir kompozisyon yazınız. – İnsanlara faydalı olmanın önemini ve bize getirilerini anlatan bir kompozisyon yazınız. – Baharın size aşıladığı düşünceleri kompozisyon biçiminde yazınız. – “Sözcükleri boş yere harcayamayacak kadar çok seviyorum.” sözünün size çağrıştırdığı düşünceleri bir kompozisyon biçiminde yazınız. – “Nasihat tutmayanı, musibet tutar.” Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – “Alışkanlık anahtarı yitirilmiş bir kelepçedir.“ atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – “Dil ile düğümlenen, diş ile çözülemez.” Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – Bir ülkede bilim ve tekniğin gelişmesi neleri değiştirir? Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın!
Ankara'da yaşayan 9 yaşındaki Ceylin Kesici, okuma yazmayı öğrendikten sonra yıllardır hayalini kurduğu hikaye kitabını yazdı. Kitabında çok sevdiği kardeşinin maceralarına yer veren minik yazar, hikayeleriyle geleceğin önemli yazarlarından olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ailesiyle birlikte Ankara'da yaşayan 9 yaşındaki Ceylin Kesici, çok sevdiği kardeşi için bir kitap hazırladı. Daha çok küçük yaşlardayken anne babasının okuduğu hikayeler sayesinde kitapla tanışan minik Ceylin'in kitaba olan aşkı yıllar içinde farklı boyutlar kazandı. Çocukluğunda kitapları en güzel oyuncağı, en yakın arkadaşı olarak benimseyen minik kitap kurdunun yıllar içindeki gelişimi ailesinin gözünden kaçmadı. Okuma yazma bilmediği için ilk hikayesini resim çizerek anlatan Ceylin, o dönemde dinlediği her hikayeden farklı bir masal oluşturdu. Bu tutkusu ilerleyen yaşıyla birlikte artan minik Ceylin'in okuma yazma öğrendikten sonra ilk işi kendi hikaye kitabını yazmak oldu. Ailesinin ve öğretmeninin desteği ile yıllarca hayalini kurduğu ilk hikaye kitabını hazırlamayı başaran minik yazar, hikayesinde çok sevdiği kardeşinin sevgisine ve maceralarına yer verdi. 'Canım Kardeşim' ismini verdiği hikaye kitabını tamamen kendi uğraşlarıyla hazırlayan minik yazar, yaşıtlarına da örnek olacak hikaye kitabı için bir imza günü düzenleyecek. Kitabında kardeşler arasındaki bağın önemini anlatan Ceylin, kardeşler arasındaki çekişmeleri eğlenceli bir dille anlattı. Okumayı hayatının önemli bir parçası haline getiren Ceylin'in en büyük arzusu çocuk doktoru bir yazar olmak. Geleceğin önemli bir yazarı olma yolunda ilerleyen minik yazarın yaşıtlarına tavsiyeleri ise çok okuyup, araştırıp, bol bol yazı yazmaları. "İlk zamanlar resimlerle anlatıyordum, çünkü okuma yazma bilmiyordum"Kitap yazma hayalinin çok küçük yaşlara dayandığını anlatan minik Ceylin, "O süreç çok yoğundu ve heyecanlı bir süreçti. Kardeşim yüzünden çalışamıyordum çok fazla. Kardeşime yardım ediyordum. Ben kitap okumayı çok seven biriyim. Küçücükken anne ve babam bana kitaplar okurlardı. O kitaplardan esinlenerek bu kitabı yazmaya başladım. Hikayelerimi anne babama yazdırıyordum. İlk zamanlar resimlerle anlatıyordum, çünkü okuma yazma bilmiyordum. İlkokula başladığımda öğretmenimiz kitap okumaya çok düşkündü. Bizi sürekli kitap okumaya yönlendirdi. Ödüllerle çok sevdiğim kitap okuma alışkanlığım pekişti. Ben okuma yazma bilmiyorken ailem bana kitaplar alıyordu. Onlar bana okumadan önce ben o kitapların resimlerini inceliyordum. Bir gün 'Anne bana kitabı okur musun?' dedim. O geceden sonra düzenli kitap okumaya başladık" dedi. "Kitaplarım benim hep iyi arkadaşlarım oldu" Hikayesini hazırladığı dönemde çok güzel tepkiler aldığını ifade eden Ceylin, "Kitaplarım benim hep iyi arkadaşlarım oldu. Etrafımdan incelediğimde bazı kişiler kardeşim olsun istiyor. Sonra 'Keşke kardeşim olmasaymış, her şeyi onunla paylaşmak zorundayım' diyor. Ben de kardeşin önemini, sevgisini anlatmak için böyle bir kitap yazdım. Kardeşimle ilişkim bazen kavgaya dönüşüyor ama genellikle sevgiyle geçiyor. Kardeşimle olan ilişkimi ve kardeşimin okula başlama hırsını anlattım kitabımda. En büyük destekçim ailem, yazar amcam ve öğretmenim oldu. Çevremden hep övgü dolu sözler duydum. Bunlardan destek alıp bu kitabı yazdım. Kitabımın başında günlük bir buçuk saat duruyordum. O zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Kitabımı yazdığımda çok güzel tepkiler geldi. Yeni hikayeler de yazmaya başladım. Okuma yazma bilmeden önce okulda kendimi resimlerle ifade ediyordum" diye konuştu. "Yaşıtlarıma bol bol kitap okumalarını, merak ettiklerini araştırıp, şiir yazmalarını tavsiye ediyorum" Yaşıtlarına da tavsiyelerde bulunan Ceylin, "Kitabımı yazmaya başladığımda çok heyecanlıydım. Bu işi yapıp yapamayacağımı merak ediyordum. Anneler Günü'nde anneme, Babalar Günü'nde babama hediye alamadığım zamanlar notlar yazıyorum. Bir kez öğretmenime yazmıştım bir not. Öğretmenim duygulanıp ağlamıştı. Bu şekilde insanları mutlu ediyorum. Yaşıtlarıma bol bol kitap okumalarını, merak ettiklerini araştırıp, şiir yazmalarını tavsiye ediyorum. Söz uçar yazı kalır. Söz uçar ama yazı her zaman kalıcıdır. Zamanlarını verimli geçirsinler. Gelecekte daha çok kitap okuyarak, daha çok kitap yazmak istiyorum. Kardeşim küçük yaştayken nehre kapılmıştı. Ona olan sevgim o olaydan sonra çok arttı ve hikaye yazma kararı aldım. Kardeşimden destek alıyorum, o da beni yönlendiriyor. İki hikayem var. Kuzenimin bilgisayar tutkusunu ve mahallemi anlatacağım. Kuzenimin çok bilgisayarda kalmaktan kaynaklı bel fıtığı oluştu" ifadelerini kullandı."Bir eğitimci olarak kızımın böyle bir meyvesinin olması bizi çok mutlu ediyor" Kızının kardeşiyle çok özel bir bağı olduğunu kaydeden anne Reyhan Kesici, "Kızım okumayı ve yazmayı çok seviyor. Her yaptığı işte mutlaka notlar alır. Çocukluğundan itibaren ona okuduğum hikaye kitaplarını mutlaka ve mutlaka yorumlardı. Bu ilgisi giderek arttı. Sonuç olarak küçük küçük notlar almaya başladı. Ben baktım ve gerçekten bu notlardan bir hikaye kitabı oluşturulabilir. Eşimle beraber bu kitabın oluşmasına yardımcı olduk. Çok güzel bir duygu, kızımın bütün güzelliklerini ortaya attığı bir eserin ortaya çıkması çok özel bir duygu. Bir eğitimci olarak kızımın böyle bir meyvesinin olması bizi çok mutlu ediyor. Yazma işini hiç bırakmayı düşünmüyor. Yazmak artık onun kanına işlemiş. Çocuk doktoru da olmak istiyor. Çocukları çok sever. Kardeşini çok seviyor. İnanılmaz bağlı. Kardeşiyle birlikte sürekli zaman geçirdiği için mutlu anlarını paylaşmayı tercih ediyor. İnsanları incitmekten çok korkan bir yapısı var. Kardeşini koruyup kollamayı bir görev edinmiş. Kardeş önemli bir duygu, bunu kitaplaştırdı kızım" şeklinde konuştu. "Ben yazabileceğini o yüreği taşıdığını biliyordum" Kızının kitaplarla iç içe bir çocukluk geçirdiğini ifade eden baba Mürşit Kesici ise, "Küçük yazarımızı çok başarılı buluyorum. Çok gurur duyuyorum. 7 yaşında hikaye yazmaya başladı. Biz bunu fark ettik ama hiç müdahale etmedik. Bunun akabinde 9 yaşına girdiğinde hem kendisini ifade edebileceğini düşündüğümüz için kitabını oluşturalım istedik. Çok keyif aldığımız, bizim de okuduğumuzda çok mutlu olduğumuz bir hikaye kitabı meydana getirdi. Çok mutluyuz. Biz okuma yazma bilmezken anne ve babası olarak çok iyi vurgulayarak kitap sevgisini aşılamaya başladık. Vurguladığımız zaman kulak kesilirdi. Okumaya devam ettik. Kitap kurdu olduğunu düşünüyorum. Okuldan geldiğinde bebeklerini karşısına koyar ders anlatır. Onu özgür bırakırız. Apartmanda kaynaşma olması açısından bir kahvaltı düzenlemiştik. O gün için bir sunum hazırlamış. Biz o zaman fark ettik bu yeteneğini. Küçük küçük notlar alırdı. Özel günlerimizde notlar yazıp odamıza bırakırdı. Ben yazabileceğini, o yüreği taşıdığını biliyordum. Bütün güzellikleri bütün evlatlarımıza nasip etsin inşallah yüce Allah" diye konuştu. Kitabına konu olan kardeşi en büyük destekçisiAblasının kendini anlatan bir hikaye kitabı hazırlamasının kendisini çok mutlu ettiğini belirten Yaşar Kesici, "Ablam hep kitap yazmak isterdi küçükken. Bebekken hep kitaplarla oynarmış. Kitapları çok sever. Bende ondan kitapları almaya çalışırdım. Ablam bir tane kitap yazdı. Ben okudum çok güzeldi. Çok mutlu oldum benim için kitap hazırladığında. Annem ve babamın adı geçiyor kitabında. Bazenleri bana uyumadan önce kitap okuyor ablam. Ceylin'e tavsiyeler verdim bu kitabında. Onunla birlikte kitap yazdık" dedi. Facebook'tan takip etmek için tıklayınız
Okuma yalnızca, yazılı sözcüğün ya da dilin kodunu çözmeyi içermez; o daha çok dünyaya ilişkin bilginin önünde gider ve onunla iç içe geçmiştir. Dil ve gerçeklik devingen olarak kendi aralarında ilişkilidir. Bir metnin eleştirel biçimde okunmasıyla ulaşılan anlayış, metin ile bağlam arasındaki ilişkiyi açıklar. Okuma eyleminin önemi hakkında yazmaya başladığım zaman, kendimi coşkusal olarak kendi okuma pratiğimdeki temel anları, yani okuma eyleminin eleştirel bir anlayışının bende biçimlendiği zamanlar olarak çocukluğun, ergenliğin, genç erkekliğin en ücra yaşantılarından sakladığım anılan yeniden okumaya çekilmiş hissettim. Bu kitabı yazarken, okuma eyleminin benim yaşantımda ortaya çıktığı farklı anlar ile kendim arasına nesnel uzaklık koydum ilk önce dünyayı, içinde yaşadığım küçücük dünyayı okuma; ondan sonra sözcüğü, her zaman okul dönemimdeki sözcük dünyasından ibaret olmayan sözcüğü okuma. Belleğime güvenebildiğim kadar gerilerdeki uzak çocukluğu anımsamak, içinde hareket ettiğim özel dünyayı okuma eylemimi anlamaya çalışmak, benim için kesinlikle anlamlıydı. Kendimi bu çabaya kaptırarak, henüz sözcükleri okumadığım bir zamanda yaşadığım deneyimleri, yazmakta olduğum metnin önüne döktüm ve yeniden canlandırdım. O zaman kendimi Brezilya’da, Recife’te, içinde doğduğum, ağaçlar arasındaki evde görüyorum. Ağaçların bazıları benim için bireyler gibiydi, aramızda böylesi bir gizlilik vardı. Onların altında oynadığım gölgelerinde ve benim ulaşabildiğim kadar alçak dallarında, beni daha büyük maceralara ve risklere hazırlayan küçük riskler yaşadım. Eski ev onun yatak odaları, holü, çatı odası, terası annemin eğrelti otlarının yuvası, arka avlusu bütün bunlar benim ilk dünyamdı. Bu dünyada emekledim, aguladım, ilk kez ayakta durdum, ilk adımlarımı attım, ilk sözcüklerimi söyledim. Doğrusu o özel dünya bana kendini, benim algısal etkinlik alanım ve bu yüzden de ilk okumamın dünyası olarak sundu. O bağlamın metinleri, sözcükleri, harfleri bir dizi şeylerde, nesnelerde ve işaretlerde cisimleşti. Bunları algılarken kendimi yaşadım ve ne kadar çok kendimi yaşadıysam algılama yeteneğim de o denli arttı. Şeyleri, nesneleri ve işaretleri, benden büyük erkek ve kız kardeşlerimle ve anne babamla ilişki içersinde kullanmak suretiyle anlamayı öğrendim. O bağlamın metinleri, sözcükleri, harfleri, kuşların ispinozun, sinekkapanın, ardıç kuşunun şarkılarında; fırtınaların habercisi güçlü rüzgarlarla salınan büyük dalların dansında; şimşek ve gök gürültülerinde; coğrafyayla oynayan, gölleri, ırmakları ve dereleri yaratan yağmur sularında somutlaştı. O bağlamın metinleri, sözcükleri, harfleri yine rüzgarın ıslığında, gökteki bulutlarda, gökyüzünün renginde, onun hareketinde, ağaç üzerindeki tüm yaprakların renginde, yaprakların şeklinde, çiçeklerin güllerin, yaseminlerin hoş kokusunda, kalın ağaç gövdelerinde, meyve kabuklarında bazı meyvelerin farklı zamanlarda değişen renk tonlarında bir mangonun meyve ilk biçimlenirkenki yeşili, tümüyle biçimlenmiş bir mangonun rengi, olgunlaşan aynı mangonun yeşilimsi sarısı, aşırı olmuş bir mangonun siyah benekleri, bu renkler arasındaki ilişki, gelişmekte olan meyve, onun bizim manipülasyonumuza karşı direnci ve onun tadı somutlaştı. Ezmek fiilinin anlamım, onu kendim yaparak ve başkalarının yaptığım görerek, belki de o zaman öğrendim. Hayvanlar, o bağlamın eşit parçasıydılar evin kedilerinin bizim bacaklarımıza aynı sürtünme biçemi, yalvarma ya da kızgınlık miyavlamaları; babamın yaşlı siyah köpeği Joli’nin, kendisinin olan bir şeyi yediği yere kedilerden biri fazla yaklaştığındaki kötü ruhsal durumu. Böyle durumlarda, Joli’nin ruhsal durumu, büyükannemin şişko tavuklarının ortadan kayboluşundan sorumlu birçok opussum [Amerika’ya özgü gelincik benzeri bir hayvan] dan birini eğlenceli bir biçimde kovaladığı, yakaladığı ve öldürdüğü zamandakinden tümüyle farklıydı. Benim yakın dünya bağlamımın bir parçası da, büyüklerimin kendi inançlarını, zevklerini, korkulanın ve değerlerini açıkladıktan dil evreniydi ki bu, benim dünyamı varlığından bir kez olsun kuşku duymadığım daha geniş bir dünyaya bağlıyordu. Uzak çocukluğu anımsama, içinde hareket ettiğim özel dünyayı okuma eylemimi anlama çabası içinde, henüz sözcükleri okumadığım bir zamanda yaşadığım deneyimleri yeniden canlandırıyor, yeniden yaratıyordum. Sonra, bu tepkilerin genel bağlamıyla ilgili görünen bir şey ortaya çıktı Hayalet korkulanın. Çocukluğum boyunca, hayaletlerin varlığı yetişkin konuşmalarının sürekli bir konusuydu. Hayaletlerin çeşitli biçimlerde belirmeleri için karanlık ya da yan karanlık gerekiyordu günahlarının acısıyla feryat eden; imalı kahkahalar atan; dua için yalvaran; gizli kutularının saklı olduğu yeri işaret eden hayaletler… Yedi yaşında olmalıydım; o zamanlar doğduğum mahallenin sokakları gaz lambalarıyla aydınlatılıyordu. Akşam karanlığında zarif lambalar kendilerini, sokak fenerlerini yakan adamların gizemli değneklerine verirlerdi. Evimin kapısından benim sokağımın fener yakıcısının ritmik bir yürüyüşle, omzunun üzerinden fitili tutuşturarak lambadan lambaya süzülürkenki ince figürünü seyretmeye alışkındım. Narin bir ışıktı, evimizin içindeki ışıktan daha narindi; ışığın gölgeleri dağıtmasından çok, gölgeler ışığı boğuyordu. Hayalet oyunları için bundan daha iyi bir ortam olmazdı. Korkulanınla sarılmış olarak, zamanın geçmesini, gecenin sona ermesini, şafağın yan aydınlığının kendisiyle birlikte sabah kuşlarının şarkılarını getiren gelişini beklediğim geceleri anımsıyorum. Sabahın ışığında benim gece korkulanın, gündüzün telaşı ve parlaklığında kaybolan, fakat gecenin derin sessizliğinde gizemli biçimde belirginleşen çok sayıda gürültüye ilişkin algımı keskinleştirirdi. Ancak, dünyamı daha çok tanıdıkça, onu okuma yoluyla daha iyi algıladıkça ve anladıkça, bu dehşet anlarım azaldı. Şunu eklemek önemli ki; benim için her zaman temel olan dünyamı okuma, beni vaktinden evvel olgunlaştırıp kısa pantolonlu bir rasyonalist yapmadı. Çocukluk merakımı yaşamak onu çarpıtmadı, yine dünyamı anlama da benim o dünyanın kendinden geçirici gizemini küçük görmeme neden olmadı. Bu konuda, annem babam cesaretimi kırmadılar, tersine desteklediler. Annem ve babam bu yakın dünyamı anlamaya ilişkin zengin deneyimin belirli bir anında, beni sözcükleri okumaya başlattılar. Sözcüğün şifresini çözmek benim özel dünyamı okuma işinden doğal olarak çıkıp aktı, onun üzerine üstten dayatılan bir şey olmadı. Okumayı ve yazmayı evimin arka avlusunun zemininde, mango ağaçlarının gölgesinde, anne ve babamın daha geniş dünyası yerine benim dünyamdan sözcüklerle öğrendim. Yer benim karatahtam, ağaç çubuklan tebeşirimdi. Eunice Vascancello’nun özel okuluna gittiğim zaman zaten okuryazardım. Burada, yakın bir tarihteki ölümü beni son derece kederlendiren Eunice’e yürekten takdirlerimi sunmak istiyorum. Eunice, anne ve babamın çalışmasını sürdürdü ve derinleştirdi. Onunla, sözcüğü, deyimi ve cümleyi okuma asla dünyayı okumayla bir kopukluk yaratmadı. Onunla, sözcüğü okuma sözcük dünyasını okuma anlamına geldi. Çok olmadı, derin bir coşkuyla doğduğum evi ziyaret ettim. ilk kez ayakta durduğum, üzerinde ilk kez yürüdüğüm, konuşmaya başladığım ve okumayı öğrendiğim aynı zeminde adımladım. O, kendini benim onu okumam aracılığıyla anlamama ilk kez sunan aynı dünyaydı. Orada çocukluğumun ağaçlarından bazılarını tekrar gördüm. Onları güçlük çekmeden tanıdım. Onların kalın gövdelerini çocukluğumdaki genç gövdeler neredeyse kucakladım. Sonra yerden, ağaçlardan, evden buharlaşıp yayılan zarif ya da yumuşak bir nostalji diyebileceğim bir duygu beni inceden inceye kuşattı. Sevdiği birileriyle yeniden karşılaşmış olan birisinin neşesini duyarak, ev ortamından ayrıldım. Çocukluk yaşantımın, ergenliğin ve genç erkekliğin temel okuma eyleminin önemine ilişkin eleştirel bir anlayışın pratik içinde biçimlendiği anları yeniden okuma çabasını sürdürerek, bir ortaokul öğrencisi olduğumdaki zamana geri gitmek istedim. Orada, Portekizce öğretmeninin yardımıyla sınıfta okuduğum metinlerin, ki bugün bile anımsıyorum, yorumunda deneyim kazanmıştım. O anlar, bizim yalnızca, önümüzdeki vezne göre okunacak, mekanik ve tekdüze biçimde hecelenecek sayfaların farkında olmamızı amaçlayan düz alıştırmalardan değil; doğru olarak okumadan oluşuyordu. O anlar, geleneksel anlamdaki okuma dersleri değildi, fakat daha çok metinlerin bizim hiç durmayan araştırmamıza sunulduğu anlardı ve bu metinler içinde genç öğretmen Jose Passoa’nınkiler de vardı. Bir süre sonra, yirmi yaşlarında bir Portekizce öğretmeni olarak, okuma ve yazma eyleminin temelde ayrılamazlar önemini lise birinci sınıf öğrencileriyle yoğun biçimde yaşadım. Asla sözdizimsel kuralları öğrencilerin belleyeceği şemalara indirgemedim; belirli yüklemlerden sonra gelen ilgeçleri, cinsiyet ve sayı uyumunu, harf düşmelerini yöneten kuralları bile. Tersine, bütün bunlar öğrencilerin merakına canlı ve dinamik bir biçemde, öğrencilerin kendilerine ya da belirlenen yazarlara ait metinlerin bütünü içinde keşfedilecek nesneler olarak sunuldu; yoksa ana hatlarını daha önce betimlediğim bayatlayıp bozulmuş bir şey gibi değil. Öğrenciler tanımlan mekanik olarak bellemek zorunda değillerdi, fakat tanımın altında yatan anlamı öğrenmek durumundaydılar. Yalnızca anlamını öğrenmek yoluyla onu nasıl belleyeceklerini, nasıl yerli yerine oturtacaklarını bilebilirlerdi. Bir nesnenin tanımını mekanik olarak akılda tutmak, o nesneyi bilmeyi oluşturmaz. Çünkü bir metni bir nesnenin salt tanımı olarak okuma ve tanımı bellekte tutmayı üstlenme, ne gerçek okumadır ve ne de bu, nesneye o metinde gönderme yapılan bilgiye ulaştırır. Öğretmenlerin birçoğunun öğrencilerin bir sömestr içinde pek çok kitap okuması gereği konusundaki ısrarının, okuma konusunda kimileyin sahip olduğumuz bir yanlış anlamadan kaynaklandığını sanıyorum. Dünyanın her tarafında yaptığım dolaşmalar sırasında, genç öğrencilerin bana, doğru dürüst okunmak ya da incelenmek yerine hırsla yutulup bitirilmesi gereken, geniş kapsamlı kaynak listeleriyle; öğrencilere bilimsel öğretim adı altında sunulan ve okuma özetleri hazırlayarak bir hesap vermek zorunda oldukları modası geçmiş “okuma dersleri”yle olan güçlükleri hakkında konuştuktan zamanlar çok olmuştur. Hatta ben bazı kaynak listelerinde, okunmak zorunda olunan, şu ve şu kitaplardan bu ya da şu bölümdeki belirli sayfalara yapılan göndermeler okudum “1537. sayfalar.” Anlayarak içselleştirmeksizin, mekanik olarak bellenmek ezberlenmek üzere önerilen metinlerin çok sayıda olmasında ısrar etmek, yazılı sözcüklere büyülü bir bakışı esinleyen bir görüştür ve buna son verilmesi gerekir. Başka bir açıdan, aynı bakış, çalışmasının niteliğini ya da niteliksizliğini yazdığı sayfaların miktarıyla bir tutan yazarda da bulunur. Oysa, sahip olduğumuz en önemli dokümanlardan biri, Marx’ın “Feuerbach jzerine Tezleri” yalnızca bir buçuk sayfa uzunluğundadır. Söylediğimin yanlış yorumlanmasından sakınarak, şunu vurgulamayı önemli buluyorum Sözcüğün büyülü görünümüne ilişkin benim bu eleştirim; kuşkusuz, hepimizin metinleri kendimize mal etmek, öğretmenler ve öğrenciler olarak pratiğimizin onsuz varolamayacağı entelektüel disiplini yaratmak amacıyla, belli bir alandaki klasik yazını ciddiyetle okuma zorundalığımız konusunda aldırmaz, sorumsuz bir tutum takındığım anlamına gelmiyor. Fakat bir Portekizce öğretmeni olarak yaşantımın o çok zengin dönemine geri dönersek Gilberto Freyre’nin, Lins do Rezo’nun, Graciliano Ramoz’un, Jorge Amado’nun eserlerini çözümleyerek geçirdiğim zamanlan canlı olarak hatırlıyorum. Öğrencilerle birlikte okumak üzere evden, dillerinin güzel tadıyla sıkı sıkıya bağıntılı sözdizimsel yönlerini işaretlediğim metinler getirirdim. O çözümlemeye ben, Portekiz Portekizcesi ile Brezilya Portekizcesi arasındaki temel farklar üzerine yorumlar eklerdim. Yetişkinlere okuma ve yazmayı öğretmeyi ben daima siyasal bir eylem, bir bilgi eylemi ve bu yüzden yaratıcı bir eylem olarak gördüm. Onun, “babebibobu, lalelilolu” alıştırmasında olduğu gibi, ünlü sesleri mekanik olarak belleme çalışmasıyla meşgul olmam benim için olanaksızdı. Ne de okuma ve yazmayı öğrenmeyi yalnızca sözcükleri, heceleri ya da harfleri öğrenmeye; öğretmenin kendi sözcükleriyle öğrencilerin boş kafalarına güya dolduracağı bir öğretim sürecine indirgeyebilirdim. Tersine öğrenci, bir bilme ve yaratma eylemi olarak okuma ve yazmayı öğrenme sürecinin öznesidir. Onun öğretmenin yardımına gerek duyuyor oluşu, her eğitbilimsel durumda olduğu gibi, bu yardımın öğrencinin yaratıcılığını ve onun kendi yazılı dilini kurma ve bu dili okuma sorumluluğunu ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Örneğin, bir öğretmen ve bir öğrenen, benim şimdi yapıyor olduğum gibi, bir nesneyi ellerine aldıkları zaman, her ikisi de o nesneyi hisseder. Hissedilen nesneyi algılar ve hissedilerek algılanan nesnenin ne olduğunu sözel olarak anlatabilirler. Okumaz yazmaz kişi de benim gibi dolmakalemi hissedebilir, algılayabilir ve dolmakalem diyebilir. Oysa ki, ben dolmakalemi yalnızca hissetmekle, algılamakla ve dolmakalem demekle kalmayabilirim; ayrıca dolmakalem yazabilirim ve sonucunda dolmakalemi i okuyabilirim de. Okumayı ve yazmayı öğrenmek, sözel olarak söylenebilen şey için yazılı bir anlatım yaratma ve parçalanın yerli yerine takma anlamına gelir. Öğretmen bu bir araya getirme işini öğrenci için yapamaz, o öğrencinin görevidir. Yetişkinlere okumayı ve yazmayı öğretmenin karmaşık sürecinde farklı zamanlarda geliştirdiklerime bu noktada daha fazla girmeye gerek duymuyorum. Ancak, okuma ve yazma eylemine ilişkin eleştirel anlayış için ve sonuç olarak kendimi adadığım proje yetişkinlere okumayı ve yazmayı öğretme için taşıdığı anlam nedeniyle bu kitabın başka bir yerinde değinilen bir noktaya geri dönmek istiyorum. Dünyayı okuma, daima sözcüğü okumanın önünden gider ve sözcükleri okuma, sürekli dünyayı okuma anlamına gelir. Daha önce de ileri sürdüğüm gibi, sözcükten dünyaya olan bu hareket daima vardır; hatta konuşulan sözcük bizim dünyayı okumamızdan kaynaklanır. Ancak bir biçimde daha da ileri gidebilir ve diyebiliriz ki; sözcüğü okuma yalnızca dünyayı okumanın değil; onu belirli bir biçimde yazmanın ya da yeniden yazmanın, yani onu bilinçli, pratik çalışma yoluyla dönüştürmenin de ardından gelir. Bence, okuma yazma sürecinin merkezinde bu devingen hareket vardır. Bu nedenle ben her zaman bir okuma yazma izlencesinde kullanılan sözcüklerin, öğrenenlerin; kendi güncel dillerini, kaygılanın, korkularını, istemlerini ve düşlerini anlatan insanların “sözcük evreni” dediğim şeyden gelmesinde ısrar etmişimdir. Sözcüklerin, öğretmenin deneyimine ilişkin olanlarla değil, insanların varoluşsal deneyimlerine ilişkin anlamlarla yüklü olması gerekir. Sözcük evrenini taramak bu nedenle bize, insanların dünyaya gebe olan sözcüklerini, insanların dünyayı okumasından gelen sözcükleri verir. O sözcükleri biz sonra insanlara, benim kodlamalar dediğim, gerçek durumları temsil eden resimlere sokulmuş olarak geri veririz. Tuğla sözcüğü, örneğin, bir ev yapan bir grup tuğla örücüsünün resimsel bir temsili içine konulabilir. Ancak, bilinen sözcüğe yazılı bir biçim vermeden önce, biz kural olarak öğrencileri, sözcüğü mekanik olarak anımsamak yerine, anlayıp değerlendirebilmeleri için, bir grup kodlanmış durumla karşı karşıya getiririz. Resimlenen durumların kodunu çözme ya da okuma, onları insan pratiğinin ya da çalışmasının dünyayı nasıl dönüştürdüğünü anlamaya yönelterek kültürün eleştirel alanını kavramaya götürür. Temelde, somut durumların resimleri, insanların sözcüğü okumaya başlamadan önce, dünyaya ilişkin önceki yorumları üzerine fikir yürütebilmesini sağlar. Bu daha eleştirel olan dünyayı okuma, önceki daha az eleştirel okumaya göre, onları, daha önce yazgıcılık içinde ancak bazen adaletsiz gördükleri yoksulluklarını artık farklı biçimde anlayabilir duruma getirir. Bu yoldan, gerçekliğin eleştirel okuması, okum ayazma süreci içinde olsun ya da olmasın, her şeyden önce siyasal hareketlilik ve örgütlenmeyle açıkça birleşmiş olarak, Antonio Gramsci’nin “karşıt-egemenlik” dediği şeyin bir aracım oluşturur. Özetle, okuma her zaman eleştirel algılamayı, yorumu ve okunan şeyin yeniden yazılmasını gerektirmektedir. Okuryazarlık
Kompozisyon Tarih 23 Aralık 2011 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 48 Yorum var. Belli bir konudaki duygu ve düşüncelerimizi, düzenli ve anlamlı bir bütün hâlinde farklı türlerde ifade ettiğimiz ifade şekline “kompozisyon” denilmektedir. Türk Dil Kurumu kompozisyonu, “1. Ayrı ayrı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturma biçimi ve işi; 2. Öğrencilere duygu ve düşüncelerini etkili ve düzgün bir biçimde anlatmaları için yaptırılan yazılı veya sözlü çalışma, tahrir, kitabet.” olarak açıklamaktadır. Aşağıdaki başlıklara dokunarak, kompozisyonun tanımı ve özellikleri üzerine ayrıntılı bilgiler edinebilir; yüzlerce kompozisyon konusunu görebilir; kompozisyonda plan yapma ve örnekleri üzerindeki çalışmaları inceleyebilir ve kompozisyonun anlatım biçimlerini görebilirsiniz. Kompozisyon Nedir? Kompozisyon Yazmanın İncelikleri Kompozisyon Nasıl Yazılır? Kompozisyon Planı Hikaye Planı – Metin İnceleme Örneği Kompozisyonda Paragraf Planı Kompozisyonda Konu Kompozisyon Konuları Kompozisyon Başlığı Kompozisyonda Bilgi Birikimi Kompozisyon Yazmanın Kuralları Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın! Kompozisyonda Konu Tarih 23 Aralık 2011 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 1 Yorum var. Konu Eski dilde “mevzu” denilen konu, kendisinden bahsolunan, kararlaştırılmış şey” demektir. Her yapının bir temeli, her fikrin bir dayanağı varsa, her yazının da mutlaka bir konusu vardır. Başıboş, ne anlatmak istediği belli olmayan, konusuz yazı olmaz. Yazı yazmaya karar veren kişi için her varlık, her olay, her düşünce, her mesele, velhâsıl her şey bir kompozisyon konusu olabilir. Konu, ortaya konulan, kendisinden bahsedilen, kararlaştırılan şey demektir. Konu bir edebi eser veya yazının genel çerçevesi demektir. Bu genel çerçeveye her sanatçı ayrı açıdan bakar. Sözgelişi baharın çiçekleri, yağmurları, meyveleri ve getirdiği hastalıklar etrafında yazılmış dört yazı düşünürsek, bunların hepsinin konusu bahardır. Bu ifadelerden anlaşılacağı gibi konu; üzerinde yazı yazmaya, konuşmaya, düşünmeye, eser vermeye yarayan kavram veya maddedir. Bu durumda yazmaya değer her şey bir kompozisyon konusu olabilir. Yüzlerce örnek kompozisyon konularını görmek için aşağıdaki bağlantıları kullanabilirsiniz Kompozisyon Konuları / 1. Sayfa Kompozisyon Konuları / 2. Sayfa Kompozisyon Konuları / 3. Sayfa a Konunun ana düşüncesi Konuyu meydana getiren varlık, olay, düşünce veya meseledir. Konunun kavranmasında temel ölçülerin başında konunun ana düşüncesi gelir. Konunun ana düşüncesi demek konunun özü demektir. Konunun maddesi anlaşılmadan yazılan kompozisyonlarda konu anlaşılmamış demektir. Dolayısıyla yazılanlar da bu konu dışında kalırlar. Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın! Kompozisyon Konuları / 3. Sayfa Tarih 23 Aralık 2011 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 15 Yorum var. GENEL – Alaaddin’in Lambası’ndan çıkan cin sizi paraya boğacak. Ama karşısında öyle bir şey istedi ki siz reddettiniz. Sizden ne istemiş olabilir yahut neyi feda etmezdiniz? Hayal gücünüz,heyecanınız… – Size bir şans verilse ve isteğinizin yerine getirileceği vaat edilse tabiattaki hangi varlığın yerini almak isterdiniz, niçin? – Bir renk olmanız istenseydi hangi rengi tercih ederdiniz,niçin? – Sizi üzen, kendinizce sorun olarak gördüğünüz bunlar olmasaydı daha başarılı, daha mutlu olurdum dediğiniz olayları anlatan bir yazı yazınız. – Elinizde bir yetki olsaydı, insanların mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşaması için neler yapardınız? – Yeni yıldan beklentilerinizi ve isteklerinizi anlatan bir fikir yazısı yazınız. – “Ben hep bunları hayal ediyorum.” konulu bir kompozisyon yazınız. – “İstediğinizi alma gücünüz olsaydı ne almak isterdiniz?” konulu bir kompozisyon yazınız. – Hep anlatmak istediğiniz fakat anlatmaya fırsat bulmadığınız bir düşüncenizi kompozisyon kurallarına uygun bir şekilde yazınız. – Bir öğretmenin olsanız öğretmenlerinizden farklı neler yapardınız ve nasıl bir öğretmen olurdunuz – Sizce öğretmen ve öğrenci ilişkileri nasıl olmalıdır? – Arzuladığımız bir topluma kavuşmada bize düşen görevlerin neler olduğu ile ilgili düşüncelerinizi kompozisyon kuralları içinde anlatınız. – Gülmenin ve tebessümün insan ilişkilerindeki yerini anlatan bir kompozisyon yazınız. – Kardeşlik ve barışın dünyaya yayılması için neler yapılmalıdır? – Düşüncelerinizi bir kompozisyon şeklinde anlatınız. – Hayal etme konusunda düşüncelerinizi yazınız. – ” Düşündüklerinizi söylemek iyidir. Söylediklerinizi düşündükten sonra söylemek daha iyidir.” sözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – “Yalnızlık tek ağaçlı bahçe…” sözünden hareketle yalnızlığın size çağrıştırdığı düşünceleri yazınız. – Yaşadığınız ya da tanık olduğunuz ilginç bir olayı kompozisyon kurallarına göre anlatınız. – Nasıl bir doğada ve sosyal çevrede yaşamak istediğinizi anlatan bir kompozisyon yazınız. – 21. yüzyılda gelecekte hayalinizdeki Türkiye’yi anlatan bir kompozisyon yazınız. – Bir millet için dil neden önemlidir? – Gördüğünüz bir rüyayı düzgün bir şekilde, oynadığınız oyunu anlatır gibi anlatınız. – Ülkemize yararlı birer insan olmak için neler yapmalıyız konulu kısa bir kompozisyon yazınız. -Kış mevsiminin sizde uyandırdığı duygular hakkında kurallı bir kompozisyon yazınız. – Ayrılıkların ve hasretin yaşantımızdaki yerini anlatan bir kompozisyon yazınız. – İnsanlara faydalı olmanın önemini ve bize getirilerini anlatan bir kompozisyon yazınız. – Baharın size aşıladığı düşünceleri kompozisyon biçiminde yazınız. – “Sözcükleri boş yere harcayamayacak kadar çok seviyorum.” sözünün size çağrıştırdığı düşünceleri bir kompozisyon biçiminde yazınız. – “Nasihat tutmayanı, musibet tutar.” Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – “Alışkanlık anahtarı yitirilmiş bir kelepçedir.“ atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – “Dil ile düğümlenen, diş ile çözülemez.” Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. – Bir ülkede bilim ve tekniğin gelişmesi neleri değiştirir? Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın! Kompozisyon Konuları / 2. Sayfa Tarih 23 Aralık 2011 Bölüm Kompozisyon Yorumlar 4 Yorum var. 1 – “İnsanlar, düşünmek sevmek ve inanmak için dünyaya gelmiştir.” Özdeyişini açıklayan bir kompozisyon yazınız. 2- “ Düşünmeden öğrenmek, vakit kaybetmektir.” KONFÜÇYÜS Özdeyişini açıklayan bir kompozisyon yazınız. 3- “ En kudretli insan, kendini idare edebilen insandır.” Özdeyişini açıklayan bir kompozisyon yazınız. 4- “En geveze kuş umuttur, yüreğimizde hiç susmaz.” Cenap Şehabettin Özdeyişini açıklayan bir kompozisyon yazınız. 5- “Yüzü gülmeyen insanlar hiçbir işte başarılı olamazlar.” sözünden hareketle, güler yüzlü olmanın önemini anlatan bir kompozisyon yazınız. 6- Pazar yerini anlatan bir kompozisyon yazınız. Pazara gidişinizi, gitme nedeninizi, gördüklerinizi, yaşadıklarınızı tasvir ederek anlatınız. 7-Yapmış olduğunuz bir geziyi, gezi yazısı türünde anlatınız. 8- Zararlı alışkanlıkların gençler üzerindeki etkileri hakkında bir kompozisyon yazınız. 9- Dürüst bir insan olmanın faydaları hakkında bir kompozisyon yazınız. 10- Ülkemize yararlı birer insan olmak için neler yapmalıyız konulu kısa bir kompozisyon yazınız. 11- İnsan hayatında aile ortamı önemli midir? Niçin? Düşüncelerinizi kompozisyon biçiminde yazınız. 12- Büyüklerimizin neden çoğu zaman dedikleri doğru çıkar? Düşüncelerinizi kompozisyon biçiminde yazınız. 13- Bir arkadaşınızla telefon konuşması yaptığınızı düşünerek, bir konuşma yazısı yazınız. 14- Bir zarf örneği yazınız. 15- “Her çiçek dalında güzeldir.” Sözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 16- “Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.”atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 17- “Ben hep bunları hayal ediyorum.” konulu bir kompozisyon yazınız. 18- Hayatınızda kendiniz için sorun olarak gördüğünüz, keşke bunlar hayatımda olmasaydı daha iyi olurdu dediğiniz konular hakkında bir yazı yazınız. 19- 23 Nisan törenindeki gözlemlerinizi anlatan bir kompozisyon yazınız. 20- İstediğiniz konuda bir kompozisyon yazınız. 21- “Bir insanın gerçek zenginliği; bu dünyada yaptığı iyiliklerdir.”sözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 22- Çevre kirliğinin zararlarını ve çevreyi korumanın önemini anlatan bir kompozisyon yazınız. 23- “Tek bir şeye ihtiyacımız vardır çalışkan olmak.” M. K. Atatürk Yukarıdaki sözü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 24- “Yalnız taş duvar olmaz.” Bu atasözünü kompozisyon kuralları çerçevesinde açıklayınız. 25- “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 26- “İşleyen demir ışıldar.” Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 27- “Her işin başı sağlıktır. “ Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 28- “Acele işe şeytan karışır. “ Atasözünü açıklayan bir kompozisyon yazınız. 29- Kitap ve kitap okumanın faydaları hakkında bir kompozisyon yazınız. Devamını Oku... Yorum Yap! Bu Yazıyı Paylaşın!
Maltepe Belediyesi Cumhuriyet Bilim ve Düşler Merkezi Yaz Okulu öğrencileri, eğitimlerini başarıyla tamamlayarak katılım belgelerini aldı. Maltepe Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü’nce okulların kapanmasının ardından düzenlenen yaz okuluna Maltepe’nin 18 mahallesinden 7-11 yaş arasındaki 62 çocuk katıldı. Çocuklara Altayçeşme Mahallesi’nde bulunan Cumhuriyet Bilim ve Düşler Merkezi’nde yapılan törenle katılım belgeleri takdim edildi. FARKLI DERSLERLE BECERİLER EDİNDİLER Maltepeli çocuklar, yaz okulunda arkadaşlarıyla eğlenceli vakit geçirirken birçok faydalı bilgi de edindi. Çocuklar, matematik, bilim ve deney dersleriyle bilimin eğlenceli yüzünü tanıma fırsatı buldu. Yabancı dil dersleriyle Almanca ve İngilizce konuşma ve anlama becerilerini geliştirdi. Çocuklara hoşgörü, sevgi, saygı, tutumlu olmayı, analitik ve yaratıcı düşünceyi, dayanışma ve yardımlaşmanın önemini anlatan değerler eğitimi dersi verildi. Yaratıcı yazarlık dersleriyle, çocuklara etkili yazı yazmanın yöntemleri öğretildi. Çocuklara eğlenceli okuma etkinlikleri, sosyal bilgiler, müzik ve görsel sanatlar dersleri de verildi. EĞİTİM, GEZİLERLE DESTEKLENDİ Cumhuriyet Bilim ve Düşler Merkezi’ndeki eğitim, özel gezilerle de desteklendi. Maltepeli çocuklar, Ormanpark 34’ü ziyaret ederek ormanlık alanda, temiz havada doğayla iç içe eğlenceli ve öğretici vakit geçirdi. Uzman eşliğinde yoga eğitimi alarak keyifli vakit geçirdi. Çocuklar, Maltepe Belediyesi’nce olası afete hızlı müdahale için Aydınevler Mahallesi’nde kurulan, Afetler ve Acil Durum Yönetim Merkezi’ni ziyaret ederek afetlere karşı hazırlık konulu eğitimi aldı. Yoğun ilgiyle karşılanan yaz okulu bir sonraki sene tekrar düzenlenecek. itvhaber Etiketler Cumhuriyet Bilim ve Düşler Merkezi Yaz Okulu » Hem Eğlendi » Hem Öğrendi » Maltepe Belediyesi » Maltepeli Çocuklar » yaz okulu » Yaz Okulunda Hem Eğlendi Hem Öğrendi
okuma yazmanın önemini anlatan yazı